Günlük hayatın koşturmacası içinde merdiven çıkarken dizinizde hissettiğiniz o keskin sızı, sabahları ilk adımı atarken yaşadığınız o kısıtlayıcı tutukluk veya uzun süre oturduktan sonra dizinizi düzeltirken duyduğunuz o “kıtır” sesleri… Hepimiz bu şikayetleri yaşadığımızda elimiz gayri ihtiyari ağrıyan bölgeye gider ve “Dizim ağrıyor, demek ki dizimde bir sorun var” diye düşünürüz. Bir blog yazarı ve sağlık meraklısı olarak söyleyebilirim ki, bu son derece insani ve mantıklı bir çıkarımdır. Ancak insan vücudu, parçaların birbirinden bağımsız çalıştığı bir makine değil, her halkanın birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu muazzam bir biyomekanik zincirdir. Dizimiz ise bu zincirin en fedakar ama aynı zamanda en çok “günah keçisi” ilan edilen halkasıdır.
Çoğu zaman hastalar dizlerine kremler sürer, dizlikler takar veya sadece diz bölgesine odaklanan fizik tedavi programlarına katılır. Fakat bazen aylar süren bu çabalara rağmen o ağrı bir türlü geçmek bilmez. Çünkü diz, çoğu zaman kendi başına sorun çıkaran bir bölge değil, üzerindeki kalça veya altındaki ayak bileğinde yaşanan bir karmaşanın bedelini ödeyen sessiz bir kurbandır. Bu yazımızda, diz ağrılarının arkasındaki gizli suçluları ve vücudun o karmaşık denge oyununu derinlemesine inceleyeceğiz.
Diz eklemi, anatomik olarak uyluk kemiği ile kaval kemiği arasında yer alan ve sadece bükülme ve açılma hareketine odaklanmış bir menteşe eklemdir. Ancak bu menteşenin ne kadar yük taşıyacağı ve hangi açıyla hareket edeceği, tamamen üstündeki kalça ekleminin stabilitesine ve altındaki ayak bileğinin basış kalitesine bağlıdır. Mühendislik gözüyle bakarsak diz, iki devasa kaldıraç kolunun ortasındaki hassas bir bağlantı noktasıdır. Eğer bu kollardan biri yanlış bir açıyla hareket ederse, tüm stres dizin orta yerinde birikir.
Tıpta “Kinetik Zincir” olarak adlandırılan bu sistemde, diz aslında bir köprü gibidir. Köprünün ayaklarından biri (ayak bileği) çökerse veya köprüye giden yol (kalça) yamulursa, köprünün kendisinde çatlaklar oluşmaya başlar. İşte diz ağrısı, genellikle bu çatlakların dışa vurumudur.
Diz ağrısının en sinsi sebeplerinden biri, kalçadaki “orta gluteal” (Gluteus Medius) kasının zayıflığıdır. Bu kas, yürüme ve tek ayak üzerinde durma sırasında leğen kemiğini ve uyluk kemiğini dengede tutar. Eğer bu kas yeterince güçlü değilse, siz her adım attığınızda uyluk kemiğiniz içeriye doğru döner (adduksiyon ve iç rotasyon).
Uyluk kemiği içeri döndüğünde, diz kapağı (patella) rayından çıkmış bir tren gibi yanlış bir hatta sürtünmeye başlar. Sonuç; diz kapağının altında geçmeyen bir sızı ve kıkırdak aşınmasıdır. Hasta dizinin ağrıdığını söyler ama aslında yapması gereken şey dizine buz koymak değil, kalça kaslarını uyandırmaktır. Kalça, dizin “koruyucu abisidir”; o görevini yapmadığında diz savunmasız kalır.
Bir diğer gizli suçlu ise ayak bileği ve ayak tabanıdır. Düz tabanlık veya içe basış (aşırı pronasyon) problemi olan bireylerde, ayak tabanı yere her temas ettiğinde ayak bileği içeri doğru devrilir. Bu devrilme hareketi, bacak kemiğinin (tibia) bir vida gibi içeriye doğru dönmesine neden olur.
Bacak kemiği içeri dönerken, üstteki uyluk kemiği ona ayak uyduramazsa, diz ekleminin iç kısmındaki menisküsler ve bağlar üzerinde devasa bir burulma kuvveti oluşur. Hasta dize odaklanır, oysa sorun zemindedir. Temeli bozuk bir binanın üst katlarındaki çatlakları sıva yaparak kapatamazsınız; önce temeli düzeltmeniz gerekir.
Belki de en çok şaşırtan gerçek, diz ağrısının bazen belden kaynaklanmasıdır. Bel omurlarımızdan çıkan sinirler, bacaklarımıza giden elektrik kabloları gibidir. Özellikle bel fıtığı veya kanal daralması gibi durumlarda, dize giden sinir kökleri bel bölgesinde sıkışabilir. Bu durumda dizde hiçbir yapısal bozukluk (menisküs yırtığı veya kireçlenme) olmasa bile, beyin o sinir hattındaki ağrıyı diz bölgesinde hissediyormuşsunuz gibi algılar. Yanlış teşhisle dizden ameliyat olan ama ağrısı geçmeyen binlerce hastanın hikayesi, bu nörolojik yanılsamada saklıdır.
Diz ağrısını sadece dize bakarak tedavi etmeye çalışmak, karanlık bir odada sadece fenerin aydınlattığı noktayı görüp odanın geri kalanını yok saymaya benzer. Kalıcı iyileşme için vücudu bir bütün olarak okuyabilen, bir dedektif gibi ağrının izini süren ve o ilk domino taşını bulan uzman bir bakış açısı şarttır.
Bu noktada, kas ve iskelet sistemi mekaniğine olan derin hakimiyetiyle tanınan Uzm. Fzt. Zafer Aksungur, hastalarına sunduğu bütüncül bakış açısıyla fark yaratmaktadır. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünden akademik başarılarla mezun olan Zafer Aksungur, 2006 yılından bu yana manuel terapi alanında edindiği binlerce vaka tecrübesiyle, diz ağrılarının ardındaki o gizli mekanik hataları çözme konusunda uzmanlaşmıştır.
Onu meslektaşlarından ayıran en önemli yönü, eğitimini uluslararası standartlara taşımasıdır. 2010 ve 2016 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde, manuel terapinin dünyadaki en saygın merkezlerinden biri olan “Hands on Seminars” bünyesinde ileri düzey eğitimlerini tamamlamıştır. Orada sadece bir öğrenci olarak kalmamış, bu prestijli kurumda eğitmenlik yaparak hem yurt içinde hem yurt dışında birçok meslektaşına hocalık yapmıştır. 2015 yılından bu yana uluslararası geçerli manuel terapi kurslarında hoca olarak görev alması, onun dokuların dilinden ne kadar iyi anladığının en somut kanıtıdır.
Zafer Aksungur, kliniğine diz ağrısı şikayetiyle gelen bir hastaya asla “standart” bir tedavi uygulamaz. 2020 yılında mentoru Ezdeşir Kemali ile hazırladığı “Omurga’da Instabilite Değerlendirme ve Tedavi Yöntemleri” adlı çalışma ve 2021 yılında kendi geliştirdiği “Spine Approach” (Omurga Yaklaşımı) yöntemi, tedavinin başarısındaki en büyük anahtardır.
Spine Approach yöntemi, “Diz ağrısı her zaman dizden kaynaklanmaz” felsefesini bilimsel bir yöntemle birleştirir. Zafer Aksungur bu sistemde hastayı değerlendirirken; ayak basışından leğen kemiğinin duruşuna, omurganın hizasından kalça kaslarının kuvvetine kadar her şeyi bir bütün olarak analiz eder. Eğer dizdeki ağrının sebebi kalçadaki bir kısıtlılık veya beldeki bir sinir sıkışmasıysa, tedavi doğrudan o bölgeye yönelik manuel terapi teknikleriyle başlar.
Zafer Aksungur’un ellerinde hayat bulan manuel terapi uygulamalarıyla; kilitlenmiş eklemler açılır, baskı altındaki sinirler serbest bırakılır ve vücudun o bozulan “Kinetik Zinciri” yeniden hizalanır. Mekanik sorunlar ancak bu şekilde mekanik bir müdahaleyle kalıcı olarak çözülebilir. Ardından, Spine Approach prensiplerine uygun olarak hazırlanan kişiye özel egzersiz programıyla, vücudun kazandığı bu yeni ve dengeli hal kalıcı hale getirilir.
Değerli okurlar, ağrı bir düşman değil, vücudunuzun size gönderdiği bir uyarı mektubudur. Dizinizdeki her sızı, dizinizin bozuk olduğu anlamına gelmez; bazen “Kalçama bak!” veya “Beline dikkat et!” diyen bir yardım çağrısıdır. Bu çağrıyı sadece ağrı kesicilerle susturmak, sorunu büyütmekten başka bir işe yaramaz.
Uzm. Fzt. Zafer Aksungur’un uluslararası klinik tecrübesi, bilimsel temellere dayanan Spine Approach yöntemi ve hastayı parçalara ayırmadan bir bütün olarak iyileştirmeyi hedefleyen yaklaşımı, o kronik ağrı döngüsünden kurtulmanız için en güvenilir rehberliği sunar. Hareket özgürlüğünüzü geri kazanmak, korkusuzca merdiven çıkmak ve hayatın içinde ağrısız bir şekilde var olmak için bedeninizi bir bütün olarak görün ve uzman desteği almaktan çekinmeyin. Unutmayın, sağlam bir gelecek, sağlam bir omurga ve dengeli bir kinetik zincir üzerinde yükselir.
Bu bütünsel bakış açısıyla hazırlanan tedavi süreci hakkında daha detaylı bilgi almak ya da spesifik bir diz problemi (menisküs, ön çapraz bağ vb.) üzerine yoğunlaşmamı ister misiniz?
Zafer Aksungur’a ulaşmak, randeu almak, eğitimlerle ilgili bilgi sahibi olmak için bizi arayın.